|
 -Uçan Kaz/KAYIP KENT MASALI- Nobel ödüllü Selma Lagerlöff’ün ‘‘İsveç Gezisi’’ kitabını bilirmisiniz? ‘‘Uçan Kaz’’ adlı bir çizgi film olarak yıllarca tv lerde yayınlanmıştı. Çocukluğumda beni çok etkilemiş olan bu kitap, çizgi film halinde pek yavan gelmişti doğrusu… Kaz sürüsünün sırtında seyahat etmek zorunda kalan Nils’in gözüyle o coğrafyayı anlatır:
Nils, haylaz bir çocuk iken, kötü davrandığı bir cinin gadrine uğrar, parmak boyunda bir cine dönüşür. Sonra da göç etmekte olan bir yaban kazı sürüsüyle ülkeyi boydan boya aşmak zorunda kalır. İsveç coğrafyasını bir çok fantastik hikayeyle süsleyerek anlatan bu eser, 20. yy başlarında yazılmış. Bugün bile elime aldığımda zevkle okuduğum, bu fantastik ve çevreci kitaptan, dönüp dönüp kendini hatırlatan bir masal var. Kendi ülkeme epey uzak, İsveç’e ise oldukça yakın olduğum bu şehir (Kaliningrad), bana hep o masalı hatırlatıyor. Özeti : ‘’Bir kumsalda mola verdiklerinde vakit geceyarısına yaklaşmıştır. Kazlar uyuklarken Nils, çevre keşfine çıkar. Kumlarda ayağına bir şey takılır. Zorla eline aldığında, metal eski püskü bir para olduğunu görür. Ayağı acıdığından parayı küfrederek savurup atar, yürümeye devam eder. Birazdan muhteşem ayışığında yüksek birtakım kale duvarlarıyla burun buruna gelir. Şaşkınlıkla bakınırken dev kapılar açılır. Nils içeri girer. Burası bir kenttir. Ama yapılar ve insanların kıyafetleri çok eski zamanlardan kalmaya benzemektedir. Şaşkınlıkla ilerledikçe bir takım satıcılarla karşılaşmaya başlar. Israrla bir şeyler satmaya çalışanlar çoğalır. İnsanlar o kadar ısrarla yalvarmaktadırlar ki… Ne yapacağını şaşıran Nils çaresizliğini anlatmaya çalışır bu kişilere… Sonunda satıcılardan biri fiyatın hiç önemi olmadığını, yeter ki bir malı para vererek satın almasını ister. Nils’in beş parası yoktur. Bunun üzerine durumu anlatırlar, ki: Bu şehir korkunç bir büyü altındadır. Yüzyıllar önce var olan bu şehir, artık ‘’100 yılda bir’’ tam da o geceyarısı ayışığında kumsalda yükselmekte yeryüzüne çıkmakta, güneş doğarken de batmaktadır. Büyünün bozulması ve artık hiç batmaması için kent dışından birinin para vererek mal satın alması yeterlidir. Nils, kumsalda ayağına takılan parayı hatırlar. Hemen gerisin geri koşarak şehirden çıkıp parayı aramaya gider. Çok arar, bulamaz. Bu arada ‘’büyülü vakit’’ dolar, güneş doğmuştur. Şehir bir yüzyıl sonra yeniden çıkmak üzere batar. Nils hüsranla kazların yanına döner, yapacak bir şeyi yoktur.’’
Okuduğumda kendimi Nils’le özdeşleştirip, o parayı bulmasını nasıl da çok istemiştim. O parayı savurup atmasaydı koca şehri kurtarabilecekti ne yazık! Bu şehrin ise, ne batacağı var, ne de benim kurtaracağım! Ama aniden karşıma çıkan, zaman dışı bir yermiş hissini çok yoğun yaşıyorum Kaliningrad’da… Ne tam bir Rus şehri ne de Avrupalı…. Zaman ve dünyadışı; tanımdışı bir yer. Gelmek için çok özel sebepler gerek, ne zaman burada olsam bir inanmazlık da yaşıyorum doğrusu… Kendi çevremde pek çok kişinin adını ilk defa duyduğu Kld’ de iki yıldır ikamet ediyoruz. Aşağıdaki yazıyı geçen yıl hazırlamıştım. Sanırım ikinci gidişimdi.
………………………………………………………………………………………………… 
‘’Üç aylık bir İstanbul’’dan sonra yine bu şehirdeyim. Burası, gelmeyi aklınıza pek getirmeyeceğiniz bir yer… Biz de turistik nedenlerle değil, eşimin işi dolayısıyla buradayız. Böylesi çok daha ilginç oluyor, şehir yaşamını içeriden görüyorsunuz. Turistik olmadığını söyledim ama Almanlar burayı anılarını yadetmek için sık ziyaret ediyorlar. Çünkü onların ellerinden alınmış bu kent... Kalinin’in kenti anlamına gelen bu isim, Ruslar tarafından konmuş. Almanlara ait iken adı ‘’Königsberg’’miş, yani ‘Kralın Şehri’. Kalinin, İkinci Dünya Savaşı sırasında burayı zapt edip, 1946 da Rusya’ya ilhak eden Rus subaylarından birisi; ama ismin verilme vesilesi olan ‘’Kalinin’’, Lenin’in dava arkadaşlarından birisi…
Burada ’‘yaşamış-gelmiş-geçmiş’’lerin arasında Kant (anıt mezarı halen burada), Schiller, Hoffmann gibi tarihi şahsiyetler; dolayısıyla kültür tarihinde önemli bir yeri de var. Rusya, ele geçirdikten sonra Almanları buradan sürüp yerine kendi vatandaşlarını yerleştiriyor. Haritadaki yeri ve coğrafyası da çok ilginç: Bir kere Rusya dışında burası… Arada birkaç Avrupa birliği üyesi ülke var. Ada gibi kalmış, Avrupa’ya da en yakın Rus toprağı. Ülkeden ancak uçakla gelinebiliyor. Türkiye’den gelişimiz de biraz uğraştırıcı. Direkt uçak yok. Ya Moskova, ya da St. Petersburg’dan aktarma yapmak gerekiyor. Bu da en az birbuçuk günü yiyor. Basınımızda epey gürültü çıkaran ‘’İstanbul’a vize’’ önerisi tartışmaları yapılırken ‘’Dünya’da hiçbir yerde olmadığı’’ ileri sürülen vize, bu ülkede bütün şehirlerde var. Giriş yaparken oturum göstermek zorundasınız. Bu, kendi vatandaşları için de geçerli. Elinde orada neden bulunduğunu izah eden bir belge olmadan bir Moskovalı, St. Petersburg’da fazla gezinemez. İşte buraya gelmek de her adımda legalite belgelerinizi deklare etmekle geçiyor.
Rusya’da pek çok kent gördüm. Hiçbiri ‘turistik gezi’ değildi. Hepsinden az veya çok etkilendim. Bu şehri de beğeniyor ve seviyorum. Ne tam Rus, ne de Avrupalı… İkisi arasında kalmış bir yer. Alman mimarisi baskın. Zaten şehrin ana planlaması da o zamandan kalma.Tipik bir sovyet mimari tarzı vardır ki burada pek az görünüyor. Arazi yapısı tüm ülkedeki gibi düz. Ama iklimi genel olarak çok daha yumuşak. Mesela bu şehirde çok daha fazla çiçek var. Özellikle İstanbul ikliminde çok olan türleri burada da gördüm. Nemli havanın sebebi, Baltık kıyısında olması. Şehir merkezi deniz kıyısında olmamakla birlikte 15- 20 dakikalık mesafelerde sayfiyeleri var ve çok da güzel sahilleri... Sonbaharın ileri zamanlarında bile denize giriyorlardı.
Nisbeten küçük, ama tüm özellikleriyle tam bir şehir. Ne yazık ki bizde bir türlü oluşamayan kentleşme burada başarılmış. Halbuki bir kırsal alan özelliği de hissediliyor.Merkezden çıkıldığında, çok dik eğimli çatılarıyla ‘masal evi’ imajını yansıtan bahçe içi evler dikkati çekiyor ki o bahçeler üzeri meyveyle dolu elma ağaçlarıyla kaplıydı, yaz bitiminde… 
Kaliningrad’ın en önemli özelliklerinden birisi, ’Yantar Şehri’ olarak anılmasıdır.Yantar, Kehribarın Rusçasıdır. Dünya üzerinde bu yarı değerli taşın en çok çıkarıldığı ve işlendiği yer burasıymış. Özel bir ‘’Yantar Müzesi’’ bile var. Her yerde hediyelik kehribar satan dükkanları, büfeleri görüyorsunuz. Kehribar, ağaçlardan sızan reçinenin tarih boyunca jeolojik katmanlar altında kalarak sertleşmesiyle oluşuyor. Genelde şeffaf bu sızıntının içinde zaman zaman fosiller de bulunuyor. Bordo-kahverengiden sarı-turuncuya pek çok ara renk tonlarındaki kehribardan bir çok takı, süs eşyası, bezeme işleri yapılıyor. St. Petersburg’daki Çariçe Katerina’nın yazlık sarayında tamamen bu malzeme işlenerek oluşturulmuş bir oda var, gezenler bilir. Bu, hakkında kitap bile yazılan Amber (Kehribar) Oda, ikinci Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından tahrip edilmiş. Savaştan sonra eldeki resim ve fotoğraflardan faydalanılarak yeniden yapılmış. Bu gün oraya yapılan turlarda muhakkak gösterilen bu eser de Kaliningrad’da yapılmış. 
Kadınlar burada da Rusya’nın diğer şehirlerindeki gibi güzel ve bakımlılar. Caddede karşıya geçen sarışın, mini etekli, ince topuklu, dar dizüstü çizmeleriyle şu hatun, bizim memlekette yolda rahat yürüyemez. Oysa burada onlardan o kadar çok ki… Daha önceki bir yazımda anlattığım gibi kadınlar burada hayatın çok içindeler. Pazar yerleri, alışveriş merkezleri, bankalar, yolüstü dükkanları hep kadın çalışanlarla dolu. Hatta bahçe belleyen, çöp toplayan ve tramvay sürenlerin bile çoğunluğu kadın. Yine de yönetici konumunda olanlar daha çok erkekler oluyor nedense! Burada bile… Bizim için Kaliningrad’ın sosyal yaşamı, restoranlar ve büyük alışveriş merkezlerinden ibaret. Bunlar da Türkiye’den pek farklı değiller. Yabancılık çekmiyoruz yani. Fark, insanların görünümünde, yiyeceklerin çeşnisinde…
Kaliningrad’ın en büyük özelliği, stratejik öneme sahip bir konumda bulunması ve askeri açıdan bir üs olmasıdır. Bana bir çok özelliği ile Kıbrıs’ı hatırlatıyor. Türkiye’ye ‘’Kıbrıs’ı bırak!’’ diye baskı yapan dünya kamuoyu burayı görmemiş nedense(!) ‘Tarihinin hesabını’ vermek hep bize düşüyor. Neyse konuyu dağıtmayayım. Hasbelkader tanımak imkanı bulduğum bu değişik yerin özelliklerini paylaşmaktan başka bir amacım yoktu burada…
Mehlika Şeyda Fotoğraflar:Mehlika Şeyda Görüntüleme sayısı: 1596
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |