|
 medyatava.com’da yazan Neslihan Acu’nun bu yazısı, bana Rusya ile de ilgili pek çok çağrışımda bulunmuş ama yazmaya elim ermemişti. O günlerde Banu Avar’ın TRT ‘de yaptığı son programlardan birinde, Rus’ların da artık Batı kültürüne eskisi kadar düşkünlük göstermekten vazgeçip, kendi kültür değerleri içerisinde yaşamayı muhafaza etmeyi ve dışa bağımlılığı reddetmeye başladıklarını işlemişti. Gün gelir tesbitim olan ortak paydaları yazarım belki… O güne kadar bizim site takipçilerimizin de bu yazıdan haberdar olmalarını istedim. Yazılarını çok beğendiğim Neslihan Acu’nun izni ile Küba ve Castro hakkındaki bu çok ilginç makalesini veriyorum. Mehlika Şeyda
YOKSUL ÜLKENİN MUTLU İNSANLARI Fidel Castro görevinden ayrıldı. Güdük demokrasilerin güdük insancıkları, tam 49 yıl görevde kaldığı için onu diktatörlükle suçluyorlar. Kendilerine göre geçerli nedenleri var bu güdük demokratların. Mesela bakınız ABD’ye, Castro’nun görevde kaldığı süre içinde tam 10 tane ABD Başkanı görev yapmış. Bir adet Castro’ya karşılık, 10 adet başkan. Seçilmiş seçilmiş gelmişler yani, boru değil (sonuncusu az biraz şaibeli olsa da!). Bu sonuncu hala görev başında ve Irak’a götürdüğü “demokrasi” yetmemiş, şimdi de İran’a demokrasi götürecek, kararlı. Aslında tüm ABD başkanlarının en büyük düşü Küba’ya “demokrasi” götürmekti. Onca yıl bu küçük ülkeyi ambargoyla bir güzel sıkıştırdılar. Neyse ki başaramadılar. Küba sosyalist sosyalist, diken gibi kaldı öyle başlarında. Ne de güzel oldu. Küba’nın yoksulluğunu aşağılamak birçoklarının çok hoşuna gider. Gidip görenler “o çok bilmiş ağızlarını” yaya yaya anlatırlar da anlatırlar: “O ne fakirlik öyle canım! Elektrik kesintileri var, kurşunsuz benzin yok her yan mazot kokuyor…Hem hani sosyalistti bunlar, orada da yolsuzluk, rüşvet, fuhuş olayları var….Özgürlükler sınırlı, televizyon tek kanal, nerede bizdeki şenlik!! Ulaşım da dert, bir yerden bir yere gitmek için akla karayı seçiyor yoksul halk, iş mi bu ya?” Vır vır, zır zır, konuşurlar da konuşurlar. Ama hafiften şaşkındırlar da. “Çok yoksullar ama maşallah keyifleri yerinde! O ne mutluluk, o ne rahatlık öyle? Aşk meşk serbest, her yerde müzik, kahkaha….Hayret!” “Yoksulluk eşittir mutsuzluk” sandıkları için, Küba halkının neşesini kafalarında hangi rafa oturtacaklarını bilemezler. Yoksulluğun açlık anlamına gelmediğini çakozlayamazlar. Bu koca ağızlılar Küba’nın asıl başarılarını ise görmezden gelirler: Kadın erkek eşitliğini, cehaletin kökünün kazınmasını, eğitimdeki ve tıptaki büyük gelişmeleri…. Küba, eğitim ve sağlık alanlarında, dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle yarışacak düzeydedir bugün. Bir sürü yoksul ülkeye binlerce doktor ve öğretmen göndermektedir. Ve çok önemli bir şey daha pas geçilir. Latin Amerika’nın “demokratik” olduğu varsayılan diğer ülkelerinde yaşanan türlü iğrençliklerin (gazeteci ve sendikacı cinayetleri, cehalet, işsizlik, evsizlik barksızlık, yönetici ve politikacı konumundaki vampirlerin halkın parasını sürekli olarak gasp etmesi vs) Küba’da yaşanmadığı gerçeği nedense hep görmezden gelinir. İspanyol asıllı gazeteci Ignacio Ramonet, Castro ile 2004 yılında bir nehir söyleşi yapmıştı. O söyleşinin sonunda Castro’ya şunu soruyor: “Bazıları şunu merak ediyor: (Sizden sonra) Küba’daki devrimci, sosyalist süreç de yıkılabilir mi?” Cevap: Yankiler bu devrimci süreci yıkamazlar… Ama bu ülke kendi kendini yıkabilir ve bu kendi suçumuz olur. Hatalarımızı düzeltmezsek. Pek çok kötü alışkanlığa son vermeyi başaramazsak: Yeni zenginlerin hırsızlıklarına, hortumlamalarına ve para kaynaklarına örneğin… Bu yüzden de toplumumuzu değiştirme yolunda ilerliyoruz. Marti (Küba’nın büyük şairi Jose Marti’den söz ediyor) şöyle demişti: Kültürlü olmak özgür olmanın tek yoludur”. Kültür olmadan özgürlük olmaz… İşte neoliberal küreselleşme hakkında bunca çekincem ve eleştirim olması da bu yüzden. Bu sistem insanların açlık çekmesine neden oluyor. Kandırılarak, yalanlarla, bencillik tohumları atarak, tüketim toplumu yaratarak yaşamak neden? İnsanoğlu henüz hayatta kalmayı garanti edememişken, neden bu duruma geldi?” (İki Ses Bir Biyografi, Doğan Kitap, Ignacio Ramonet, sayfa 459) Castro’nun sözlerinin ne anlama geldiğini çözmek çok önemli. “Herkes”in bol bulamaç tüketebildiği bir dünya mümkün değil. Çünkü dünyanın kaynakları sınırlı. Birilerinin aşırı zengin olması, birilerinin aç bilaç yaşaması anlamına geliyor. Bugün bu dünyada “zenginlik”, sadece ve sadece, başkalarının hakkını gasp ederek mümkün olabilir. Avrupa’nın o muhteşem zenginliğinin ardında kanlı bir sömürge tarihi vardır. Ve fotoğraflarda gördüğümüzde yüreğimizi sızlatan o kaburgaları çıkmış aç kara çocuklar, sırf zengin dünyalılar domuzlar gibi tıkınabilsinler diye o haldedirler. Böyle bir dünyada “yoksulluğu” seçebilmek onurlu bir davranıştır. Küba halkı da onurlu bir halktır. Bizimkinin de dahil olduğu, göstermelik demokrasilerle yönetilen yoksul ülkelerde, ülke kaynaklarını ona buna satarak, yaltaklanarak, şu küresel dünyada kendilerine bir kıçımlık yer sağlamaya çalışan siyasetçi bozmalarının Castro’dan alacakları çok dersler vardır. Ama onlarda nerededir o akıl, o yürek, o beyin, o kapasite? Nüfusun yarısı yoksulluk içinde kıvranırken ve sıradan bir emekli 500 YTL ile geçinmeye çalışırken, kendi emekli maaşlarını 6 BİN YTL’ye çıkarmaya çalışan, bu uğurda korsan bir şekilde Sosyal Güvenlik Tasarı’sına ek madde sokan vekillerin var olduğu bir ülkede yaşıyoruz biz. Yarın (Salı günü) görüşülecekmiş bu tasarı. Hayırlı olmasın diyorum. Üstelik bunun zamanlamasına da dikkat! Yoksul ailelerin asker olmaya doğmuş çocukları dağlarda ölürken, onlar maaş zammı derdinde. Halkı açlıktan ölsün, genci dağlarda ölsün onun umurunda değil, yeter ki zırhlı makam aracından inmesin ve binlerce liralık maaşını cebine koysun. Onurdan mı bahsediyorduk? En iyisi susalım ve Fidel Castro’ya en derin saygılarımızı sunalım. Halkıyla iyi günü kötü günü, varlığı ve yoksulluğu paylaşmayı bilmiş kaç tane lider var ki bu dünyada? Görüntüleme sayısı: 753
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |